Risale-i Nur

Namaz zor mu geliyor ? Okuyunuz ! Sözler 21. Söz

2 Ocak 2010

Bismillahirrahmanirrahim

Şüphesiz namaz, müminler üzerine belli vakitler için farz olarak yazılmıştır. (Nisâ Sûresi: 103.)

Bir zaman sinnen, cismen, rütbeten büyük bir adam bana dedi: “Namaz iyidir. Fakat her gün her gün beşer defa kılmak çoktur. Bitmediğinden usanç veriyor.”

O zâtın o sözünden hayli zaman geçtikten sonra nefsimi dinledim, işittim ki, aynı sözleri söylüyor. Ve ona baktım, gördüm ki, tembellik kulağıyla şeytandan aynı dersi alıyor. O vakit anladım, o zât, o sözü bütün nüfûs-u emmârenin nâmına söylemiş gibidir veya söylettirilmiştir. O zaman, ben dahi dedim: “Mâdem nefsim emmâredir. Nefsini ıslah etmeyen başkasını ıslah edemez. Öyle ise nefsimden başlarım.”

Dedim: Ey nefis! Cehl-i mürekkeb içinde, tembellik döşeğinde, gaflet uykusunda söylediğin şu söze mukabil “Beş İkaz”ı benden işit.

Birinci İkaz

Ey bedbaht nefsim! Acaba ömrün ebedî midir? Hiç kat’î senedin var mı ki, gelecek seneye, belki yarına kadar kalacaksın?

Sana usanç veren, tevehhüm-ü ebediyettir. Keyf için ebedî dünyada kalacak gibi nazlanıyorsun. Eğer anlasa idin ki, ömrün azdır, hem fâidesiz gidiyor; elbette onun yirmi dörtten birisini, hakiki bir hayat-ı ebediyenin saadetine medâr olacak bir güzel ve hoş ve rahat ve rahmet bir hizmete sarf etmek, usanmak şöyle dursun, belki ciddî bir iştiyak ve hoş bir zevki tahrike sebep olur.

İkinci İkaz

Ey şikemperver nefsim! Acaba, her gün her gün ekmek yersin, su içersin, havayı teneffüs edersin; sana onlar usanç veriyor mu?

Mâdem vermiyor; çünkü ihtiyaç tekerrür ettiğinden usanç değil, belki telezzüz ediyorsun. Öyle ise, hâne-i cismimde senin arkadaşların olan kalbimin gıdâsı, ruhumun âb-ı hayatı ve latîfe-i Rabbâniyemin hava-i nesîmini cezb ve celb eden namaz dahi seni usandırmamak gerektir.

Evet, nihayetsiz teessürât ve elemlere mâruz ve mübtelâ ve nihayetsiz telezzüzâta ve emellere meftun ve pürsevdâ bir kalbin kût ve kuvveti, herşeye kâdir bir Rahîm-i Kerîmin kapısını niyaz ile çalmakla elde edilebilir.

Evet, şu fânî dünyada kemâl-i sür’atle vâveylâ-i firâkı koparan giden ekser mevcudâtla alâkadar bir ruhun âb-ı hayatı ise, herşeye bedel bir Ma’bud-u Bâkînin, bir Mahbub-u Sermedînin çeşme-i rahmetine, namaz ile teveccüh etmekle içilebilir.

Evet, fıtraten ebediyeti isteyen ve ebed için halk olunan ve ezelî ve ebedî bir Zâtın aynası olan ve nihayetsiz derecede nâzik ve letâfetli bulunan zîşuur bir sırr-ı insanî, zînur bir latîfe-i Rabbâniye; şu kasâvetli, ezici ve sıkıntılı, geçici ve zulümâtlı ve boğucu olan ahvâl-i dünyeviye içinde, elbette teneffüse pekçok muhtaçtır. Ve ancak namazın penceresiyle nefes alabilir.

(Sözler, 21. Söz)

Bediüzzaman Said Nursi

Risale-i Nur – Sözler – 1. Söz

8 Aralık 2009



Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtıyla sekiz hikâyeciklerle birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.

BİRİNCİ SÖZ
BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi bütün mevcudâtın lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen şu temsilî hikâyeciğe bak dinle.

Şöyle ki: Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin-tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksatek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi diğeri mağrur.

Mütevazii bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki tarif edilmez. Daima titrer daima dilencilik ederdi. Hem zelil hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın. Evet bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın seni nihayetsiz kudrete rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet bu kelime ile hareket eden o adama benzer kiaskere kaydolur devlet namına hareket eder hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.

Kanun namına devlet namına der her işi yapar her şeye karşı dayanır. Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hal ile “Bismillâh” der. Öyle mi? Evet. Nasıl ki görsen bir tek adam geldi bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin o adam kendi namıyla kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir devlet namına hareket eder bir padişah kuvvetine istinad eder.

Öyle de hertey Cenâb-y Hakkın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlarçekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyorbizlere tablacılık ediyor. Herbir bostan “Bismillâh” der matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çetit çetit pek çok muhtelif leziz taamlar içinde beraber pitiriliyor.

Herbir inek deve koyun keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der rahmet feyzinden bir süt çetmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” dersert olan taş ve toprağı deler geçer.
“Allah namına Rahmân namına” der; herşey ona musahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki o ipek gibi yumuşak damarlar birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi  emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibiateş saçan hararete karşı  âyetini okuyorlar. Madem herşey mânen “Bismillâh” der; Allah namına Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz Allah namına almalıyız. Öyleyse Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
SUAL:Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan ne fiyat istiyor?

ELCEVAP: Evet o Mün’im-i Hakikî bizden o kıymettar nimetlere mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir biri şükür biri fikirdir. Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür.
Ortada bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise öyle de zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen Allah namına ver Allah namına al Allah namına başla Allah namına işle vesselâm.