Posts Tagged Risale-i Nur

Leyle-i Kadir

26 Ağustos 2011

“Şüphe yok ki biz o Kur’an’ı Kadir Gecesi’nde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sana ne bildirdi. Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Cebrail o gecede Rablerinin izniyle her bir iş için peyderpey inerler. O gece fecrin doğuşuna kadar selâmettir.”
(Kâdir; 1-5)

Cenâb-ı Hakk engin rahmet deryasından sızan katreleri her an ve her saniye kullarına sunar. Bilhassa mübarek aylarda, leyle-i Berat, leyle-i Mirac gibi mübarek gecelerde veya mübarek saatlerde Cevad-ı Mutlak olan Allah’ın rahmeti bütün alemleri kapsar. Bu vakitler fani dünyada ve kısa bir hayatta baki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bakiyeyi tazammun eder, kazandırır. İşte bu mübarek zamanlardan biri de Ramazan-ı Şerifteki Kadir Gecesi’dir.

Sözlükte “kadir” kelimesi “hüküm, şeref, güç, yücelik” gibi anlamlara gelir. Dini literatürde ise insanlığın hidayetinde bir dönüm noktası teşkil eden, Yüce Allah tarafından Resul-i Ekrem vasıtasıyla beşere Kur’an’ın indirildiği gecedir.

Yüce Allah’ın, Peygamberi vasıtasıyla son hitabı ve nihai mesajı olan Kur’an’ın indirildiği gece olan Kadir Gecesi, mü’minler için pek çok manaları ihtiva etmektedir. Cevad-ı Mutlak olan Allah tarafından bu gecede verilen nimetler ve müjdelenen faziletler Kur’an’da zikredilmektedir. Kur’an’ın bu gecede indirilmiş olması, geceyi hakkıyla ifa edenin bin aydan fazla ibadet sevabı alması, yeryüzüne o gecede meleklerin inmesi, sabaha kadar oluk oluk rahmet yağması, yeryüzünün seyyiattan korunmuş olması ve yeryüzünde barış ve esenliğin hakim olması Kur’an’da zikredilen, o geceye has özelliklerdendir.

Kadîr Suresinde, “Şüphe yok ki, biz Kur’an’ı Kâdir gecesinde indirdik” buyurulmuş olması, bize Kur’an’ın Kadir Gecesinde indirildiğini göstermektedir. Ancak bu gecede Kur’an bir bütün olarak Levh-i Mahfuz’dan alınarak dünya semasındaki “Beytü’l-İzze” denilen makama indirilmiş, daha sonra Cebrail (a.s) onu peyderpey yirmi üç yılda Hz. Peygamber’e ulaştırmıştır. Bu gecenin mübarek kılınmasının hakikatte sebebi Kur’an’ın bu gecede indirilmiş olmasıdır. Hadislere bakıldığında, ümmete bu gecenin ihsanına dair birkaç vakıanın varolduğunu görmekteyiz. Bunlardan birinde; Resul-i Ekrem ashabına, Ben-i İsrail’den bir kimsenin Allah yolunda bin ay silah giyinmiş olduğunu anlattı. Bunu dinleyen ashab kendi ibadetlerini onların ibadetlerine göre az buldu. Bunun üzerine Allah (c.c) Cebrail vasıtasıyla bu gecenin bin aydan hayırlı olduğu müjdesini verdi. Bir başka rivayette de Hz. Peygamber ümmetinin ömrünün kısalığına üzülmekte idi. Bundan dolayı Allah bu ümmete uzun yaşamış olan önceki ümmetlerden daha büyük bir nimet olan her sene bin aylık ibadet yapma imkanını veren Kadir Gecesini müjdelemiştir. Nitekim Ramazan-ı Şerif ve Kadir gecesi bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta, bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır. (Mektubat, 390-391)

Kadir suresinde verilen bilgiler ışığında ve Kur’an’ın Ramazan ayında (2/185) ve bütün hikmetli işlerin kararlaştırıldığı mübarek bir gecede indirildiğine dair (44/ 3-4) ayetler birlikte ele alındığında, Kadir Gecesi’nin Ramazan ayı içinde bulunduğu sonucu çıkmaktadır. Bu gecenin Ramazan’ın son on gününde (bazı rivayetlere göre son yedi gününde) aranmasına dair hadislerin de mevcut olması, Kadir Gecesi’nin Ramazan’ın son on gününde olduğunu göstermektedir. Nitekim Hz. Peygamber Ramazan’ın son on gününe girildiğinde dünyevî işlerden uzaklaşıp itikafa çekilir, geceleri daha çok ibadet ve tefekkürle geçirdiği gibi, ailesini de uyanık tutardı.

Buna karşılık Kadir gecesinin hangi gece olduğuna dair kesin bir bilgi yoktur. Nasıl ki, insanlarda velî, Cuma’da dakika-i icabe, Esmâ-i Hüsnâda İsm-i Âzam, ömürde ecel meçhul kalmıştır, aynı şekilde Ramazan’da da Leyle-i Kadir meçhuldür. İslam alimleri bu gecenin kesin olarak belirlenmemesinin hikmeti üzerinde dururken bu durumun gecenin feyzinden istifade etmek için daha uygun olduğunu söylemişlerdir. Zira, Kadir Gecesi’nin bildirilmesi halinde Müslümanlar sadece o geceyi ihya etmekle yetinebilirdi. Halbuki kısmî belirsizlikler sayesinde Müslümanlar Kadir Gecesi ümidiyle bütün Ramazan gecelerini ibadet şuuruyla geçirmeleri söz konusudur. Bediüzzaman Hazretleri bu mes’eleyi değerlendirirken, Cenâb-ı Hakîm-i Mutlak’ın, “şu dâr-ı tecrübe ve meydan-ı imtihanda çok mühim şeyleri, kesretli eşya içinde saklıyor. O saklamakla çok hikmetler, çok maslahatlar bağlıdır. Meselâ, Leyle-i Kadri umum Ramazan’da, saat-i icâbe-i duâyı Cumâ gününde, makbul velîsini insanlar içinde, eceli ömür içinde ve Kıyâmetin vaktini ömr-ü dünya içinde sakladı”ğını (Sözler, 309) belirtmiş, Leyle-i Kadir taayyün ettikçe, sair günlerin rağbetten düşeceğini ortaya koymuştur. “Yirmi sene müphem bir ömür, nihayeti muayyen bin sene ömre müreccahtır.”(Sünühat, 29) diyerek, belirlenmiş olan bir şeyin diğer şeyleri kıymetten düşüreceğini söylemiştir. Bununla birlikte İslam alimleri ittifaken Ramazan’ın 27. gecesinin Kadir Gecesi olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Hakiki olmasa da müçtehitlerin yirmi yedinci geceye o nazarla bakmalarından dolayı Bediüzzaman Hazretleri o gecenin hakiki hükmünde kabule mazhar olmasını temenni etmektedir. (Şualar, 437-38)

Kadir Gecesi’nin bin aydan hayırlı olması ve bu gecede okunan Kur’an’ın her harfine otuz bin sevap yazılması hususunu bazı alimler çokluktan kinaye olarak değerlendirmişlerdir. Ancak bunun aklen muhal olmadığı da ifade edilmektedir. Bediüzzaman bu gecenin bin ay hükmünde olduğunun ispatı beyanında Miraç hadisesini delil olarak getirmektedir. Şöyle ki; “Leyle-i Kadir gibi bir tek gece, seksen küsur seneden ibaret olan bin ay hükmünde olduğunu, nass-ı Kur’ân gösteriyor. Hem bu hakikate işaret eden, ehl-i velâyet ve hakikat beyninde bir düstur-u muhakkak olan “bast-ı zaman” sırrıyla, çok seneler hükmünde olan birkaç dakikalık zaman-ı Miraç, bu hakikatin vücudunu ispat eder ve bilfiil vukuunu gösteriyor. Miracın birkaç saat müddeti, binler seneler hükmünde vüs’ati ve ihatası ve uzunluğu vardır. Çünkü, o, Miraç yolunda beka âlemine girdi. Beka âleminin birkaç dakikası, şu dünyanın binler senesini tazammun etmiştir.” (Lem’alar, 23)

Yine bu gecede Kur’an’ın her bir harfine otuz bin sevap verilmiş olmasının imkansız bir mübalağa ve mücazefe olduğu zannına kapılan Ehl-i İlhada karşı Risâle-i Nur’da verilen cevapta, Kur’ân-ı Hakîm’in her bir harfinin bir sevâbı olduğu, fazl-ı İlâhîden o harflerin sevâbının sünbüllendiği ve Leyle-i Kadir’de okunan ayetlerin haşhaş tohumunun kesreti misillü her bir harfinin otuz bin sevabı olduğu ifade edilmektedir. (Sözler, 312) Said Nursî bu geceyi, bunun gibi diğer mübarek geceleri ve Kur’an’daki bazı surelerin faziletlerini -rivayetlerde gelen bazı surelerin Kur’an’ın yarısına veya tamamına mukabil gelmesi gibi- içinde mısır ekilmiş bir tarlaya benzetmektedir. Nasıl ki, tarlada bazı habbelerin yedi, bazılarının on sümbül verip, onlardan da yüzer, iki yüzer tane vermesi gibi Kur’an surelerinin ve mübarek zamanlarda okunan ayetlerin faziletleri aynı şekilde sümbüllenip bazen bin, bazen on bin, bazen de otuz bin sevaba mukabil gelmektedir. (Sözler, 312)

Gecenin faziletine dair çeşitli hadisler vardır. Bir hadiste “faziletine inanarak ve mükafatını umarak Kadir Gecesini ihya eden kimsenin geçmiş günahlarının bağışlandığı” buyurulmaktadır. Buna mümasil hadislerin yanında geceye has bir ibadet tarzının olduğuna dair herhangi bir rivayet yoktur. Bediüzzaman bu gecede elden geldiği kadar Kur’an’la ve istiğfarla ve salavatla meşgul olmanın büyük bir kâr olduğunu söylemekte ve talebelerine de bunu tavsiye etmektedir. İştirak-ı a’mal-i uhreviye düsturuyla da Risâle-i Nur talebelerinden her birinin kazandığı miktar kardeşlerinin de defter-i a’maline geçtiğinden dolayı Nur Talebeleri birbirine dua etmeyi kendilerine vazife bilmektedir. Dolayısıyla bu şekilde Risâle-i Nur dairesine sıdk ve ihlas ile girenlerin kazançları pek büyüktür ve her biri binler hisse almaktadır. (Tarihçe-i Hayat, 256)

Hislerin ve duygularının zirveye çıktığı Ramazan ayında ve bilhassa yaklaşan ve bin aydan hayırlı olan Kadir Gecesi’nde Rabbü’l-Alemin’e ihlas ve sadakatle iltica etmeli ve bu geceyi ibadet ve istiğfarla geçirmeliyiz. Teşrik-i mesai sırrına ehemmiyet veren Üstad Hazretleri de Nur Talebelerinin Kadir Gecesini şöyle tebrik etmektedir: “Seksen küsur sene ibadetli bir ömr-ü bâkiyi temin eden Ramazan-ı Şerifinizi bütün ruh-u canımızla tebrik ve her gecesi bir nevi Leyle-i Kadir hükmünde hakkımızda menfaattar olmasını niyaz ederiz. Ve teşrik-i mesai sırrıyla ve her has Nurcu, umum Nurcuların mânevî kazancına hissedar olmasıyla, mânen binler dille ibadet ve dua ve istiğfar ve tesbihat yapmaya hakikî uhuvvet ve ihlâs ile mazhariyetinizi rahmet-i İlâhiyeden niyaz ediyoruz ve öyle de ümit ediyoruz.”(Emirdağ Lahikası, 285)

Kainatı inceleyen sadece ins ve cin değil

22 Şubat 2010

Uğur Sezen’ in anlatımı ile “Kainatı inceleyen sadece ins ve cin değil” başlıklı konu işlenecek . Sizler isterseniz video altına yorum yazabilir, soru sorabilir, eklemek istediğiniz bir şey varsa ekleyebilirsiniz.

İhlas ve samimiyet maksada ulasma mayasıdır

9 Şubat 2010

Uğur Sezen’ in anlatımı ile “İhlas ve samimiyet maksada ulasma mayasıdır” başlıklı konu işlenecek . Sizler isterseniz video altına yorum yazabilir, soru sorabilir, eklemek istediğiniz bir şey varsa ekleyebilirsiniz.

Vukua gelecek olayları gören rüyalar

22 Ocak 2010

Uğur Sezen’ in anlatımı ile “Vukua gelecek olayları gören rüyalar” başlıklı konu işlenecek . Sizler isterseniz video altına yorum yazabilir, soru sorabilir, eklemek istediğiniz bir şey varsa ekleyebilirsiniz.

Rüya nasıldır mahiyeti yapısı nedir ?

22 Ocak 2010

Uğur Sezen’ in anlatımı ile “Rüya nasıldır mahiyeti yapısı nedir ?” başlıklı konu işlenecek . Sizler isterseniz video altına yorum yazabilir, soru sorabilir, eklemek istediğiniz bir şey varsa ekleyebilirsiniz.

Yüksek Ruhlar alçakların silahını kullanmaz

13 Ocak 2010

Uğur Sezen’in anlatımı ile “Yüksek Ruhlar alçakların silahını kullanmaz” başlıklı konu işlenecek . Sizler isterseniz video altına yorum yazabilir, soru sorabilir, eklemek istediğiniz bir şey varsa ekleyebilirsiniz.

Allah’ın CC bilmesine ünvan olarak verdiği isimdir kader

12 Ocak 2010

Uğur Sezen’in anlatımı ile “Allah’ın CC bilmesine ünvan olarak verdiği isimdir kader” başlıklı konu işlenecek . Sizler isterseniz video altına yorum yazabilir, soru sorabilir, eklemek istediğiniz bir şey varsa ekleyebilirsiniz.

Risale-i Nur – Sözler – 1. Söz

8 Aralık 2009



Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen bir asker olduğun için askerlik temsilâtıyla sekiz hikâyeciklerle birkaç hakikati nefsimle beraber dinle. Çünkü ben nefsimi herkesten ziyade nasihate muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz âyetten istifade ettiğim Sekiz Sözü biraz uzunca nefsime demiştim. Şimdi kısaca ve avam lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim isterse beraber dinlesin.

BİRİNCİ SÖZ
BİSMİLLÂH her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona başlarız. Bil ey nefsim şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu gibi bütün mevcudâtın lisan-ı haliyle vird-i zebânıdır. Bismillâh ne büyük tükenmez bir kuvvet ne çok bitmez bir bereket olduğunu anlamak istersen şu temsilî hikâyeciğe bak dinle.

Şöyle ki: Bedevî Arap çöllerinde seyahat eden adama gerektir ki bir kabile reisinin ismini alsın ve himayesine girsin-tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedarik edebilsin. Yoksatek başıyla hadsiz düşman ve ihtiyacatına karşı perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam sahrâya çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi diğeri mağrur.

Mütevazii bir reisin ismini aldı; mağrur almadı. Alanı her yerde selâmetle gezdi. Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki tarif edilmez. Daima titrer daima dilencilik ederdi. Hem zelil hem rezil oldu.

İşte ey mağrur nefsim sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın hâcâtın nihayetsizdir. Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedîsi ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın. Evet bu kelime öyle mübarek bir definedir ki senin nihayetsiz aczin ve fakrın seni nihayetsiz kudrete rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi fakrı en makbul bir şefaatçi yapar. Evet bu kelime ile hareket eden o adama benzer kiaskere kaydolur devlet namına hareket eder hiçbir kimseden pervâsı kalmaz.

Kanun namına devlet namına der her işi yapar her şeye karşı dayanır. Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hal ile “Bismillâh” der. Öyle mi? Evet. Nasıl ki görsen bir tek adam geldi bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin o adam kendi namıyla kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir devlet namına hareket eder bir padişah kuvvetine istinad eder.

Öyle de hertey Cenâb-y Hakkın namına hareket eder ki zerrecikler gibi tohumlarçekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyorbizlere tablacılık ediyor. Herbir bostan “Bismillâh” der matbaha-i kudretten bir kazan olur ki çetit çetit pek çok muhtelif leziz taamlar içinde beraber pitiriliyor.

Herbir inek deve koyun keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der rahmet feyzinden bir süt çetmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf en nazif âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” dersert olan taş ve toprağı deler geçer.
“Allah namına Rahmân namına” der; herşey ona musahhar olur. Evet havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi hem şiddet-i hararete karşı aylarca nazik yeşil yaprakların yaş kalması tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki o ipek gibi yumuşak damarlar birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi  emrine imtisal ederek taşları şak eder. Ve o sigara kâğıdı gibi ince nâzenin yapraklar birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibiateş saçan hararete karşı  âyetini okuyorlar. Madem herşey mânen “Bismillâh” der; Allah namına Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz. Allah namına vermeliyiz Allah namına almalıyız. Öyleyse Allah namına vermeyen gafil insanlardan almamalıyız.
SUAL:Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan ne fiyat istiyor?

ELCEVAP: Evet o Mün’im-i Hakikî bizden o kıymettar nimetlere mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir biri şükür biri fikirdir. Başta “Bismillâh” zikirdir. Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür.
Ortada bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise öyle de zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak ondan bin derece daha belâhettir.
Ey nefis! Böyle ebleh olmamak istersen Allah namına ver Allah namına al Allah namına başla Allah namına işle vesselâm.